Herkes Girişimci Olabilir mi?

Son yıllarda bu soru daha sık soruluyor. Aslında sorulmasından çok, artık yüksek sesle dile getiriliyor. Sosyal medyada her gün yeni bir başarı hikâyesi, bir gecede kurulan işler, birkaç ayda özgürleşen insanlar anlatılıyor. “Ben de yapabilirim” hissi bir noktada herkese dokunuyor. Ama sonra aynı yerde bir duraksama oluyor. Eğer gerçekten bu kadar kolaysa, neden herkes girişimci olmuyor? Neden bu kadar çok insan deniyor ama devam etmiyor? Ya da daha da sessizi: Neden çoğu kişi sadece izliyor?

Bu sorunun cevabı genelde yüzeyde aranıyor. Sermaye yok, zaman yok, destek yok, şartlar zor… Bunların hepsi doğru olabilir ama asıl mesele çoğu zaman bunlar değil. Çünkü aynı şartlarda başlayıp yürüyen de var, hiç adım atmayan da. Demek ki mesele sadece imkân meselesi değil, daha derin bir yerde duruyor.

Herkes Girişimci Olabilir mi

Girişimcilik uzun süre “isteyen herkes yapabilir” gibi anlatıldı. Bu anlatı iyi niyetliydi ama eksikti. Çünkü girişimcilik bir yetenek değil sadece; bir karakter, bir dayanıklılık biçimi ve çoğu zaman bir yalnızlıkla başa çıkma meselesi. Dışarıdan bakıldığında özgürlük gibi görünen şey, içeride ciddi bir belirsizlikle yaşamak anlamına geliyor. Ne zaman kazanacağınızı, ne kadar kazanacağınızı, hatta kazanıp kazanamayacağınızı bilmeden ilerlemek herkese iyi gelmiyor. Bazı insanlar bu belirsizlikte motive olurken, bazıları için bu durum ciddi bir stres kaynağına dönüşüyor.

Aslında çoğu kişi girişimciliği yanlış yerden tanıyor. Sonuçtan başlıyor. Özgür çalışan, kendi saatini belirleyen, istediği yerden iş yapan insanları görüyor ama o noktaya gelene kadar yaşananları görmüyor. Kimse ilk başarısız denemeleri, aylarca gelen eksi bakiyeleri, çevreden gelen “bırak artık” cümlelerini anlatmayı sevmiyor. Çünkü bunlar paylaşılınca ilham vermiyor, aksine soru işareti yaratıyor. Oysa gerçek tablo tam olarak burada.

Girişimcilik çoğu zaman hızlı karar vermek değil, uzun süre aynı kararsızlığın içinde kalabilmek demek. Bir gün çok doğru görünen bir fikrin ertesi gün anlamsızlaşması, bir ay önce umut veren bir işin bir anda durması bu yolun parçası. Bazı insanlar bu dalgalanmayı tolere edebiliyor, hatta bundan besleniyor. Bazılarıysa netlik ve düzen arıyor. Bu da son derece insani bir tercih.

Burada önemli bir yanlış algı var: Girişimci olmayanlar cesaretsiz ya da vizyonsuz değil. Aksine, kendini tanıyan birçok insan bu yolun kendisine uygun olmadığını fark ettiği için adım atmıyor. Sürekli risk almak, sürekli yeni bir şey denemek, sürekli belirsizlikle yaşamak herkesin ruhuna iyi gelmeyebilir. Bu bir eksiklik değil, bir fark.

Bir de “herkes yapıyor” algısı var. Aslında herkes yapmıyor. Yapanlar daha görünür. Çünkü girişimcilik hikâyeleri anlatılmaya daha uygun. Başlayan ama bırakanlar, deneyip geri dönenler, sessizce vazgeçenler pek görünmez. Oysa sayıca en kalabalık grup onlardır. Bu da doğal olarak bir yanılgı yaratır. Sanki herkes koşuyormuş gibi görünür ama kalabalığın büyük kısmı aslında izleyicidir.

İşin bir başka tarafı da şu: Girişimcilik çoğu zaman romantize edilir ama pratikte oldukça disiplin ister. Kendi işinin patronu olmak, çoğu zaman herkesin yaptığı işi senin yapmak zorunda olman anlamına gelir. Muhasebeden müşteri ilişkilerine, kriz yönetiminden zaman planlamasına kadar her şeyle ilgilenmek gerekir. Bu çok yönlülük bazı insanlar için heyecan vericidir, bazıları için ise yorucudur.

Burada asıl kritik soru şudur: “Herkes girişimci olabilir mi?” değil, “Herkes girişimci olmak zorunda mı?” Çünkü bu iki soru aynı şey değildir. Birincisi yetenek ve imkân tartışmasıdır, ikincisi ise yaşam biçimi meselesi. Ve ikinci soru genellikle göz ardı edilir.

Toplum olarak uzun süredir “kendi işini yap” fikrini bir başarı ölçütü gibi sunuyoruz. Oysa iyi bir çalışan olmak, bir ekibin parçası olarak üretmek, istikrarlı bir yapı içinde değer yaratmak da son derece kıymetlidir. Girişimcilik bir üst seviye değil, sadece farklı bir yol. Her yol herkes için doğru olmayabilir.

Belki de bu yüzden herkes yapmıyor. Çünkü bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor: “Ben gerçekten bunu mu istiyorum, yoksa başkalarının anlattığı hikâyeye mi özeniyorum?” Bu soruya verilen dürüst cevap, çoğu zaman yönü belirliyor. Kimi devam ediyor, kimi duruyor. İki karar da yanlış değil.

Sonuçta girişimcilik bir cesaret testi değil. Bir kendini tanıma süreci. Kimileri bu süreçte kendini buluyor, kimileri de kendi yerinin başka bir yerde olduğunu fark ediyor. Asıl mesele herkesin aynı yolu seçmesi değil, seçtiği yolun farkında olması.

Belki de bu yüzden herkes girişimci olmuyor. Ve belki de olmaması gerekiyor.

Belki de girişimcilik, herkesin ulaşması gereken bir hedef değil; sadece bazı insanların yürümeyi seçtiği bir yol. Bu yolun dışında kalmak geri kalmak anlamına gelmiyor. Kimi insanlar risk alarak büyür, kimi insanlar istikrarla derinleşir. Önemli olan hangi tarafta durduğun değil, neden orada durduğunu bilmek. Çünkü asıl başarı, başkalarının hikâyesini yaşamakta değil, kendi hikâyeni fark etmekte gizli.

Peki sen bu soruya dürüstçe cevap verecek olsan, girişimcilik gerçekten senin yolun mu, yoksa sana öyle mi anlatıldı?